Sartre, " Düşünce özgürlüğünün olmaması, düşündüğünü söylememek değildir, düşünememektir." Düşünmesinş bilen bir şekilde kendisine dayatılan engelleri/zorlukları/bariyerleri aşar ve düşüncelerini ifade eder. Bu daima kaçınılmaz olmuş ve binlerce defa bu yaşanmıştır. Asıl vahim olan düşünmeyenlerdir ve bunların düşünenlere yaptığı baskılardır. Aşağıda Hıncal Uluç'un Düşlerin Efendisi adlı film için yaptığı ve konuya binaen buraya aldığım bir alıntı bulacaksınız. "İnsanı susturamazsınız.. Dünyanın en büyük terörü, dünyanın en büyük baskısı, dünyanın en büyük işkencesi ile susturmazsınız.. Kendisi susmayı seçmedikçe.. Marki dö Sade, çağının çok ötesinde çılgın düşüncelerinden ötürü zindana değil, toplumsal yeri dolayısı ile bir tımarhaneye kapatılmış.. Tüy kalemleri, mürekkebi ve kağıtları yanında.. "Yaz içini boşalt" diyorlar ona.. Bir çeşit tedavi.. Yazıyor.. Dışarı kaçırıyor. Basılıyor.. Jüstine.. Benim kitaplığımda duran, iki kez okuduğum Jüstine.. Kızıyorlar. Kağıt, mürekkep ve tüy kalemlerini alıyorlar.. Tavuğun lades kemiğini çıkarıp onunla çarşafa yazıyor. Çarşafı kaçırıp, bastırtıyor.. Daha kızıyorlar. Şarap kalkıyor, yatak kalkıyor.. Aynayı kırıyor. Sivri camı parmak uçlarına batırıyor.. Kanı ile elbisesinin, çamaşırlarının üzerine yazıyor.. Çıldırıyorlar. Kostümlerini de alıyor, çırılçıplak bırakıyorlar.. Hücreden hücreye fısıldıyarak yazdırıyor.. Deliriyor, dilini kestiriyorlar. Dışkıları ile hücresinin duvarlarına yazıyor.. Ama yazıyor.. Yazmanın, düşüncelerini, öykülerini yazmanın bir yolunu hep buluyor.. Ölene dek.." |